Sigortacının Halefiyeti ve Rücu Hakkı

The authoritative legal text of this publication is available in Turkish. A reviewed translation has not yet been issued.

Mal ve sorumluluk sigortalarında sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra, sigorta ettirenin üçüncü kişilere karşı sahip olduğu talep ve dava haklarını elde eder. Sigortacının bu şekilde hak elde etmesi, kanuni ve cüzi halefiyet ilkesi olarak nitelenmektedir. Bu sonuç itibariyle sigortacı ödediği tazminata yönelik zararın tazmin edilmesi amacıyla rizikonun gerçekleşmesine neden olan kişilere karşı hukuki yollara (rücu davası) başvurabilir.

Halefiyet ilkesinin cüzi niteliği, sigortacının ödediği tazminat oranında sigortalının haklarına halef olması ve devralmasıdır. Örneğin eksik sigorta hallerinde tazminat zarara uğrayan malın gerçek değerine ulaşmayabilir. Bu hallerde sigortacının sigorta ettirene ödeyeceği tazminat da sigorta ettirenin zararını tümden gidermeyecektir. Bu nedenle sigorta ettiren bakiye miktarı üçüncü kişiden talep hakkını uhdesinde tutar. Bazı hallerde sigorta ettiren ile sigortalı farklı kişiler olabilir. Sigortacının halefiyeti, sigorta ettiren ile sigortalının farklı kişiler olduğu durumlarda, sigortalıya yöneliktir.

Sigortacıya halefiyet hakkı tanınmasındaki esaslar, mal sigortalarının temelinde yatan zenginleşme yasağı ve kusuru bulunan üçüncü kişilerin zarardan sorumlulukları nedeniyle ortaya çıkan katlanma yükümlülüğüdür.

Halefiyet ilkesinin vücut bulması için gerekli şartlar ise; şu şekilde sıralanabilir.

Geçerli bir sigorta sözleşmesi bulunması gereklidir.

Sigorta kapsamında kalan bir zarar gerçekleşmiş olması gereklidir.

Sigortalı, üçüncü kişilere karşı tazminat isteme hakkına sahip olmalıdır.

Sigortacı, sigorta tazminatını sigortalıya ödemiş olmalıdır.

Yukarıda sayılan şartların bütün halinde bulunması gereklidir. Aksi halde sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğü doğmayacağından halefiyet hakkı da bulunmayacaktır. Buna rağmen sigortacı zarar görenlere ödeme yapmış ise, zarar veren kişilere karşı rücu davası açması mümkün değildir. Örneğin bazı hallerde sigortacı, lütuf ödemesi (ex gratia) adı altında esasen sigorta poliçesi kapsamında kalmayan veya istisna tutulan bazı zararları ödemiş olabilir. Lütuf ödemesi adı altında yapılan bu ödemeler kanuni halefiyet ilkesi kapsamına girmemektedir.

Sigortacı, lütuf ödemesi (ex gratia) ödeme yapması halinde zarardan sorumluluğu bulunan kişilere başvuru hakkını ancak zarar görenle yapmış olduğu alacağın temliki sözleşmesine dayalı olarak kullanabilir. 6098 sayılı TBK 183 vd. hükümlere göre düzenlenecek alacağın temliki sözleşmesi bulunması halinde önem arz eden husus ise, temlik alınan hak ve alacağın tamamını kapsayabileceğinin kabul edilmiş olmasıdır. Bir diğer anlatım ile halefiyet ilkesinde sigortacı, sigortalıya ödediği tazminat miktarında üçüncü kişiye başvuru hakkını elde ederken, alacağın temliki bulunması halinde daha az bir miktar ödemiş olsa dahi, temlik sözleşmesinde yer alan hükümler cevaz veriyor ise, sorumluluğu bulunan üçüncü kişiden gerçek zararı talep edebilecektir.

Sigortalının, halefiyet ilkesini ihlal edecek davranışlardan kaçınması gereklidir. Sigortacının halefiyet hakkının doğabilmesi için, tazminatın ödendiği anda sigortalının üçüncü kişilere talep ve dava hakkının bulunuyor olması zorunludur. Sigorta şirketine zararın tazmini için başvuran sigortalı, bu arada üçüncü kişiyi ibra edecek olursa artık halefiyet ilkesinden söz edilemeyecektir. Bu durumda, sigorta şirketi 6102 sayılı TTK 1472/2 hükmü uyarınca tazminatı ödediği sigortalısına başvuru hakkını elde edecektir. Ancak, sigortalı sigortacıya intikal edecek hakkın üzerinde tazminatın ödenmesinden önce de tasarrufta bulunmuş olabilir. Örneğin, sigortalı ile zarara sebebiyet veren üçüncü kişi arasında bir sorumsuzluk anlaşması bulunuyor olabilir. Yine, sigortalı, zarar gören üçüncü kişiyi ibra etmiş olabilir. Tazminat ödenene kadar üçüncü kişiye karşı talep ve dava hakları halen sigortalı üzerinde bulunduğundan, sigortalının üçüncü kişiyi borçtan kurtaran bir tasarrufta bulunması halinde sigorta tazminatını ödeyen sigortacı, üçüncü kişi kusurlu olsa dahi bir talepte bulunamaz. Ancak, sigorta sözleşmesinde bu gibi tasarruflardan kaçınılmasını öngören bir yükümlülük kabul edilir ise sigortacı, borca aykırılık hükümleri doğrultusunda sigortalısına başvurabilir.

Sigortalının halefiyet ilkesinin ihlali hali düşünüldüğünde aklımıza borcu sona erdiren nedenler arasında sayılan 6098 sayılı TBK 133 hükmü ile düzenlenmiş borcun yenilenmesi hali gelebilir. Borcun yenilenmesi ile yeni bir borç yaratılarak eski borç ortadan kaldırıldığına göre artık sigortacı eski borca dayalı olarak rücu hakkını kullanamayacaktır. Borcun yenilenmesi de sigortacı yönünden halefiyet ilkesinin ihlali sonucunu doğuracağı kabul edilmelidir.

Sigortacı aksine bir sözleşme yoksa sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Hemen belirtmek gerekir ki, zarar veren kişi sigortalı dışında bir kişi olmakla birlikte TTK 1429 hükmü kapsamında kalan kişilerden ise, sigortacı bu kişilere karşı da rücu hakkını kullanamayacaktır.

Sigortacının halefiyeti ve rücu hakkının doğması için bir diğer şart da yukarıda belirtildiği üzere tazminatın sigortalıya ödenmiş olmasıdır. Sigortacının tazminatı ödemesine kadar geçen sürede sigortalı, sorumluluğu bulunan üçüncü kişilere karşı hukuki yollara başvurmuş olabilir. Sigortalının üçüncü kişilere karşı başlattığı bir icra takibi veya açmış olduğu bir dava bulunabilir. Sigortacı, tazminatı ödediğini ispat ederek mahkemenin veya karşı tarafın onayına gerek bulunmaksızın ve başkaca herhangi bir temlik sözleşmesine ihtiyaç duyulmaksızın TTK 1472/1 hükmü uyarınca dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir. 6100 sayılı HMK 125/2 hükmünde de davanın açılmasından sonra dava konusunun davacı tarafından devri hali düzenlenmiş ve davanın kaldığı yerden devam edeceği belirtilmiştir.

Rücu hakkı kapsamında sigortacı, ödeme tarihinden itibaren faiz talebine hak kazanır. Esasen zarardan sorumluluğu bulunan kişilerin sorumluluğun kaynağı haksız fiile dayanıyor ise faiz başlangıcı zarara sebebiyet veren olayın meydana geldiği tarihtir. Ancak, uygulamada ve doktrinde sigorta şirketinin ödeme tarihinden itibaren faize hak kazandığı kabul edilmiştir. Bu görüş, sorumlu bulunan üçüncü kişi lehine ve zarar gören aleyhine sonuç doğurmaktadır. Esasen zararın meydana gelmesi neticesinde fer’i nitelikte bulunan faiz isteme hakkı da halefiyet ilkesi gereğince sigortacıya geçmekte ise de, olay tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen sürede işleyen faiz istenememektedir.

Üçüncü kişinin de zarara sebebiyet veren rizikoya yönelik bir sigorta sözleşmesi ve sigortacısı bulunması mümkündür. Bu halde üçüncü kişinin, sigortacısına yönelik rücu hakkına ilişkin ileri süreceği istemlerde ise tazminatın ödendiği tarih değil usulüne uygun ihtarname çekilmiş ise ihtarname tarihinden, aksi halde dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gereklidir.