De gezaghebbende juridische tekst van deze publicatie is beschikbaar in het Turks. Er is nog geen juridisch gecontroleerde vertaling gepubliceerd.
Kanuni önalım (şuf’a) hakkı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 732. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullabilirler. Burada ihtilaf konusu, birden fazla paydaşın önalım hakkını kullanmak istemesi halinde bu hakkı ne şekilde kullanabilecekleri noktasında toplanmaktadır.
Konuya ilişkin doktriner görüşler incelendiğinde; Payını üçüncü kişiye satan paydaş dışında bir veya daha çok paydaşın bulunması halinde bunların her biri bu davayı açabileceği gibi, yalnız bazılarının ya da birinin de açması mümkündür. Paydaşların tamamının birlikte bu davayı açma zorunlulukları yoktur. Kanımızca, birden çok paydaş mevcut olup da paylaşır aynı ise, eşit, farklı ise farklı nispette dava açabilirler.
Birden çok paydaş dava açarak önalım hakkını kullanırsa, her paydaş payı oranında mı, yoksa eşit olarak mı yararlanacaktır? Bir görüşe göre birden çok paydaş önalım hakkını kullanıp açtıkları davayı kazanırlarsa, paylı mülkiyetteki pay oranlarına bakılmaksızın satılan pay üzerinde eşit oran hak sahibi olurlar. Buna karşılık, paydaşlardan yalnız bir kısmı önalım hakkını kullanıp, diğerleri kullanmazsa, sadece bu hakkı kullanan paydaş veya paydaşların payları çoğalır, diğerleri önalım hakkından yararlanamazlar. Bu doğrultuda bir kısım paydaşların hakkını ileri sürmemesi halinde, önalım hakkını ileri süren paydaş satılan payın tamamını alacaktır. Yargıtay da bu görüşü paylaşmaktadır.
Bize göre davacı her paydaş satılan pay üzerinde payı oranında hak sahibi olmalıdır. İsviçre doktrininde de bu halde, eşit değil, her paydaşın payı oranında hak sahibi olacağı görüşü hakim bulunmaktadır.
Yargıtay’ın, davanın kabulü halinde davalının satın aldığı payın davacılar arasında eşit olarak tesciline karar verilebileceği, hisselerinin oranlanarak tesciline karar verilmesinin yerinde görülmeyeceği yönünde kararları bulunmaktadır. Bu karar yine yukarıda belirtilen Yargıtay Büyük Genel Kurul’un 1947 tarihli kararına dayanmaktadır. Yargıtay’ın bu görüşü gerek yukarıda yer alan doktrin görüşleri ve gerek ise paylı mülkiyetin ruhuna aykırılık teşkil etmesi nedeniyle yerinde görülmemiştir. En azında eşit oranda veya payları oranında önalım hakkının kullanımı konusunda davacılara seçimlik hak tanınması ve payları nispetinde önalım haklarını kullanmak istedikleri konusunda tüm davacılar mutabakata varırlar ise bu paylar nispetinde karar verilmesi gerektiği, paydaşların bu iradesine göre hüküm kurulmasının yerinde olacağı düşünülmektedir. Yargıtay’ın 1947 tarihinde almış olduğu karar incelendiğinde de esasen paydaşların sayısına göre önalım hakkının öne sürülmesine ilişkin kararların Mecelle’de “adedi ruus” görüşünün benimsenmesi sebebiyle olduğu, yeni Medeni Kanun’da bu görüşten ayrılındığı belirtilmektedir. Ancak, kanun hükmünde açıkça paylar (hisseler) nispetinde bu haktan yararlanılacağına yönelik hüküm bulunmadığından, lafzi yorum gereği ve kanunun paylar nispetinde veya eşit olarak faydalanabilecekleri yönünde hüküm getirmediğinden artık hakkın eşit oranda kullanılabileceği yönünde görüş ortaya çıkmıştır.
Bir örnekle konuyu açıklamak gerekir ise, %40 oranında bir, %30 oranında bir, %20 oranında bir ve %10 oranında bir paydaşı ve toplamda dört paydaşı bulunan taşınmaz olduğunu varsayalım, %30 oranında payı bulunan paydaşın üçüncü kişiye yapmış olduğu satış neticesinde diğer maliklerin tümünün önalım hakkını kullanmak istediğini düşünelim. Paydaş sayısına göre eşit oranda dağıtım yapılır ise, netice itibariyle dağıtılan paylar itibariyle paydaşlar arasındaki pay dengesi ilk baştaki pay oranına göre değişiklik gösterecektir. Ancak paylar nispetinde bir dağılım yapılır ise netice itibariyle üçüncü kişiye gerçekleşen satış öncesi paylar arasındaki oran ile sonraki oran korunmakta ve mülkiyet dengesi bu paydaşlar arasında değişmemektedir. Kanaatimce hakkaniyetli olan da budur.
Bir başka örnek vermek gerekir ise, taşınmazda %50 A kişisi ve %50 B kişisi olmak üzere iki hissedar bulunsun. A kişisinin öldüğü ve geriye sağ kalan eş ile bir çocuk bıraktığını düşünelim. Bu halde %50 pay sahibi olan bu ortakların mülkiyeti, el birliği mülkiyetidir. Diğer hissedar ile de paylı mülkiyet sahibidirler. B kişisi payını üçüncü bir kişiye satar ise, elbirliği mülkiyetine sahip bulunan mirasçılar, birlikte dava açarak bu %50’yi önalım hakkı gereğince satın alma hakkına sahiptirler. Bu şekilde bir hak kullanıldığında elbirliği mülkiyetinde paylaşım gerçekleşmedikçe herkesin hakkı eşit ve tamına yaygın görülmekle (4721 sayılı TMK 701. Maddesi gereğince) ve paylaşım anında hisseler nispetinde artış sağlanacağından, bu durumda hisse (paylar) nispetinde bir artış gerçekleşmiş olacaktır. Bu halde hisseler nispetinde artış gerçekleşeceği tartışmasızdır.
4721 sayılı TMK’nun 694. maddesinde düzenlendiği üzere paylı mülkiyetten doğan veya paylı malı ilgilendiren yönetim giderleri, vergiler ve diğer yükümlülükler, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paydaşlar tarafından payları oranında karşılanır. Bu hükümde açıkça paylı mülkiyette esas olan paylar nispetinde hakların ve yükümlüklerin yerine getirilmesidir. Önalım hakkını düzenleyen hükümlerde de aksine bir hüküm bulunmamaktadır. TMK 732. Maddesinde düzenlenen genel kural ile paydaşlara tanınan hakkın aynı oranda (kişi sayısına göre) belirlenmesi yerinde görülmemektedir.
Bir paydaşın önalım isteminde bulunması ve dava açması üzerine, daha sonra başka bir paydaş da önalım isteminde bulunmak istemesi halinde 6100 sayılı HMK 65. Maddesi gereğince aynı mahkemede davalı tarafa karşı önalım hakkına yönelik dava açabilir. Asıl dava ile asli müdahale davası birlikte görülür. Bu halde mahkemece önalım bedelinin ne şekilde karşılanacağı ve depo edilecek miktar belirlenerek davacı ve asli müdahalede bulunana süre verilir.