Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Günümüzde trafik kazaları, iş kazaları, meslek hastalıkları, hatalı tıbbi müdahaleler veya başkaca haksız fiiller veya akit dışı sorumluluk halleri veya taşıma sözleşmelerinden kaynaklanan nedenler ile her gün ölümler yaşanmaktadır. Meydana gelen bu zarar, yalnızca ölen kişiye değil, onunla birlikte birçok kişiye de etki etmektedir. Ölüm sebebiyle ölenin yakınları nezdinde ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesine yönelik düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 53. Maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemede ölüm halinde uğranılacak zararlar belirtilmiş ve bu kapsamda ölenin desteğinden yoksun kalanların uğradıkları kayıplara yer verilmiştir.

Öğreti ve uygulamada destek kavramının tanımı şu şekildedir; Bir kimseye sürekli ve düzenli olarak fiilen bakan veya ona ileride bakması kuvvetle muhtemel olan kimse, o kişinin desteğidir. Destek sayılabilmek için ölenin mutlaka, ölüm anına kadar bir kimseye bakmış olması zorunlu olmayıp, ileride kurulması muhtemel görülen bir bakım ilişkisi de mümkündür. Örneğin ölenin çok küçük yaşta olması nedeniyle ölüm anında bir desteklikten söz edilemeyecek ise de, varsayım olarak ölenin ileri dönemlerde yakınlarına (anne, baba gibi) destek olacağı kabul edilmektedir.

Bakma ifadesi, bir başkasının geçimini, yaşam ihtiyaçlarını tamamen veya kısmen sağlama anlamına gelir. Buna göre, destekten yoksun kalan kişi, ölenin sürekli ve düzenli olarak geçimlerini sağladığı kimselerdir; bu kişilerin ölenin mirasçısı yahut akrabası gibi şartları taşıması da gerekli değildir. Bu durumun sonucu olarak destekten yoksun kalma tazminatı ölenin desteğinden yoksun kalanların şahsında doğan bir zarar olması nedeniyle mirasen intikal etmemektedir. Bu hak, destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya meydana gelen bağımsız bir haktır.

Trafik kazası, iş kazası, meslek hastalığı, hatalı tıbbi müdahaleler (Malpraktis) veya başkaca haksız fiiller (kasten öldürme, taksirle öldürme, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama veya taksirle yaralama gibi haksız fiiller sonucunda ölen kimsenin desteğinden yoksun kalanların, bu fiilden dolayı sorumlu olanlardan maddi tazminat ve manevi tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır.

Destek görenin, ölüm nedeniyle uğradığı zarar, onun malvarlığının iradesi dışında eksilmesi sonucunu doğurmakta ise de bu olumsuz sonuç malvarlığının mevcut durumuna yansımamaktadır. Esasen bu durumda, destek gören, hayatın olağan akışı içerisinde elde edeceği muhtemel yardımdan mahrum kalmaktadır.

Destekten yoksun kalma tazminatının gündeme gelmesine ilişkin şartlar yönünden, desteğin hukuka aykırı bir fiil nedeniyle yaşamını yitirmesi, zararın meydana gelmesi, zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun illiyet bağının bulunması ve hukuka aykırı fiille desteğin ölümüne sebep olanın kusurlu olması veya kusursuz sorumluluk hallerinin bulunması gibi şartlar sayılabilir. Bu şartlar tazminat taleplerinin genel şartlarıdır. Bunun dışında destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için gerekli özel şartlar ise, tazminat talep edenin (destekten yoksun kalma tazminatı) ölenin bakımından faydalanıyor veya ileride muhtemelen faydalanacak olması şartı ile ölenin bu desteğinden mahrum kalması şartıdır.

Bakım şartı ve destek sayılması hususundan anlaşılması gereken, kanunla veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülük olmaksızın bir kimsenin sürekli ve düzenli olarak bir başkasına yardım etmesi ve yardımın ileride de devam etmesi muhtemel olması durumunda kişinin haksız fiil sonucu ölümüne dek bir kimseye bakması destek sayılması için yeterlidir. Burada bir yanlış anlaşılmaya düşmemek yönünden de bir kimsenin esasen desteğin bakımını alması hayatın doğal akışı içerisinde mümkün iken kanunen bir destek alması hali de söz konusu olabilir. Örneğin, desteğin nafaka yükümlüsü olduğu hallerde nafaka borcunun kanundan kaynaklanması nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatının talep edilemeyeceği değerlendirmesi hatalı olacaktır. Bu kural esasen kanuni destek tanımı altında da açıklanmıştır.

Desteklik kavramı yukarıda tanımlanmış olup, ayrıca gerçek destek ve farazi destek ayrımı da bulunmaktadır. Gerçek destek; Ölümüne kadar bir başkasına sürekli ve düzenli bir biçimde bakıp, bir takım yardımlarda bulunan kişiye gerçek destek denir. Desteğin yardımı, ayni nitelikte veya hizmetin görülmesi şeklinde de olabilir. Farazi destek ise; Ölüm olayı gerçekleşmeseydi hayatın olağan akışı içerisinde gelecekte bir kimseye bakması kuvvetle muhtemel kişiye farazi destek denir. Diğer bir anlatım ile farazi destekte, ölüm anında destek ile destek gören arasında bakım ilişkisinin bulunması zorunlu olmayıp, ölmeseydi ileride bakacağı kuvvetle muhtemel bir kişi bulunması halinde gündeme gelen bir desteklik halidir. Örneğin ölenin küçük yaşta bir çocuk olması halinde ileride anne ve babasına destek olması veya nişanlıların birbirlerine gelecekte destek olması varsayıma dayanmakla bunların destekliği farazi destek olarak kabul edilmektedir. Yine ileriye yönelik desteğin bir kimseye bakma sözü vermiş olması da mümkündür. Örneğin, varlıklı bir kimsenin, ekonomik imkanı kısıtlı bir kimseye okutma sözü vermesi, burs taahhüdünde bulunması halinde henüz bu vaat gerçekleşmeden ölümün meydana gelmesi halinde bu kimsenin de destekten yoksun kaldığı kabul edilecektir.

Yukarıda sayılan gerçek destek ve farazi destek ayrımının yanında ayrıca kanuni desteklik hali de söz konusu olabilir. Kanuni destek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri ve Aile Hukukunu düzenleyen hükümleri doğrultusunda bakım yükümlülüğü bulunan kişiler yönünden fiilen (gerçek desteklik) bakım yükümlülüğünü yerine getirmiyor olsa bile bakım ilişkisi var kabul edilerek bakmakla yükümlü olduğu kişiler yönünden destekten yoksun kalma tazminatı talep şartları oluşacaktır. Bu kanuni desteklik halinde gerçek destek ve farazi destek ayrımında yer almayan bir bakım yükümlülüğü şartı bulunduğu gözden kaçmamalıdır. Bir diğer anlatım ile gerçek desteklik hali veya farazi desteklik hali somut olaydan anlaşılabiliyor ise bu kişiler yönünden kanuni desteklik şartlarının aranması söz konusu olmamalıdır. Bu şartlar somut olayda bulunmuyor ise destekten yoksun kalan kişinin destek yönünden bir bakım yükümlülüğü altında bulunup bulunmadığı ve bu bakım yükümlülüğünün gerçekleşmemesi halinin de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 364. Maddesinde yer alan şartların sağlanması gerekmektedir. Hükme göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır. Üstsoy ve altsoy yönünden çoğu zaman desteklik durumunu ortaya koymak kolaydır. Zira Türk toplumunda kabul edildiği üzere bir kimsenin altsoyuna veya üstsoyuna hayatı boyunca gerek maddi gerek ayni gerek ise hizmet suretiyle bir destek vereceği kabul edilmektedir. Kardeşler yönünden ise kanunda düzenlendiği üzere bir refah halinde bulunma şartı ve kardeşin bakım yükümünün yerine getirilmemesi halinde yoksulluğa düşecek olması hali birlikte bulunması gereken şartlardır.

Destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecek kişiler yönünden yapılan değerlendirmede ise;

Eşlerin birbirlerine destekliği

Evlilik birliği, eşlerin birbirlerine her zaman ve her koşulda destek olmasını gerektiren bir hukuki müessesedir. Bu nedenle destekten yoksun kalma tazminatı en çok eşlerden birinin ölmesi halinde gündeme gelmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 185. maddesinin 3. Fıkrasında da yükümlülükleri düzenlenmiştir. Eşlerin birbirine destekliği konusunda da cinsiyet ayrımı gözetilmemektedir. Bu anlamda karı ve kocaların herhangi birinin ölümü halinde diğeri yönünden destekten yoksun kalma tazminatı gündeme gelebilmektedir. Yine belirtmek gerekir ki eşlerden birinin çalışıp diğerinin çalışmaması veya bir kazanç elde etmemesi de sonucu değiştirmemektedir. Yukarıda açıkladığımız şekilde eşlerin birbirlerine destekliği maddi, ayni veya hizmet şeklinde olabileceğinden eşlerin evlilik birliği süresince birbirlerine bir şekilde destek olacağını ortaya koymaktadır.

Yine belirtmek gerekir ki her ne kadar yukarıda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 185. Maddesinde yer alan evlilik birliği içerisinde eşlerin yükümlülüğüne yer vermiş isek de belirtmek gerekir ki, eşlerin birbirlerine destekliği için resmi nikah şart değildir. Evlilik bağı kurmadan uzun süreden beri karı-koca gibi birlikte yaşayan kişiler yönünden de, ölenle arasında devamlı bir hayat bilirliğinin mevcut olması, gelecekte de devam edeceğinin duruma göre beklenebilir olması durumunda destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir. Yargıtay bir kararında, desteğin imam nikahlı olarak birlikte yaşadığı eşi ve oğlunun annesi olması, birlikte yaşadıkları, eylemli olarak destek olunduğu anlaşılmakla, imam nikahlı eş yönünden de destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Anne – Babanın çocuklarına destekliği

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 185. maddesinde çocukların bakımı, eğitim ve gözetimi yönünden anne ve babaya yükümlülükler getirilmiştir. Bunun yanında yine Aile Hukuku düzenlemeleri içerisinde alt soya yönelik hükümler düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler olmasa dahi hayatın olağan akışı içerisinde anne ve babanın çocuklarına destek olacağı kabul edilmektedir. Kural olarak çocuklar için ergin olma yaşı 18 yaşıdır. Ancak destek süresi ergin olma haline göre belirlenmemektedir. Yerleşik Yargıtay kararları ve uygulamaya göre, erkek çocuklar 18 yaşına kadar, kız çocuklar 22 yaşına kadar; çocuklar yüksek öğrenim görüyorsa veya yüksek öğrenim görme ihtimali oldukça yüksek ise kız-erkek çocuk ayrımı olmaksızın 25 yaşına kadar destek görecekleri kabul edilmektedir.

Kendi başlarına hayatlarını sürdüremeyecek çocuklar yönünden ise, desteklik hali ömürlerinin sonuna kadar söz konusu olacaktır. Örneğin çocuğun hayatı boyunca anne ve babasından destek almasını gerektirir ve kendi başına yaşamını sürdürmesini engelleyen bir hastalığının bulunması bu kapsamda sayılabilir.

Evlat edinilen çocuk yönünden herhangi bir farklılık bulunmamaktadır. Bu anlamda evlatlığın da destekten yoksun kalma tazminatı talep etme hakkı bulunmaktadır. Belirtmek gerekir ki eşlerin birlikte evlat edinebilmesi hali mümkün olduğu gibi eşlerden birinin tek başına evlat edinmesi halinde de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 338. Maddesine göre eşlerin, kendi çocuğu üzerinde velayeti kullanan eşe uygun bir şekilde yardımcı olma ve durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları yönünden onu temsil etme yükümlülüğü karşısında birlikte evlatlık hali söz konusu olmasa dahi evlat edinen yönünden destekten yoksun kalma tazminatının şartları gerçekleşmiş olabilecektir.

Çocukların anne – babaya destekliği

Çocuğun ölmesi halinde, anne ve babasına destekliği halinde bu kişiler de destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilecektir. Çocuk ailesiyle birlikte kalıyor, anne ve babasının geçimine fiilen de destek oluyor ise gerçek destek sayılır. Bu durumda çocuk, annesine ve babasına ekonomik veya ayni menfaatler sağlamaktadır. Başka bir ihtimalde ise çocuk henüz küçük yaşta yani ailesine gelir sağlayamadığı dönemde ölmüş olabilir. Bu durumda da ölenin ölüm anında destek olması şart olmamakla ileride kuvvetle muhtemel bir desteklik halinden söz edilebiliyor ise destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilecektir. Bu destek türü de yukarıda açıklandığı üzere farazi destek olarak adlandırılmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 28. maddesinin 1. Fıkrasına göre kişilik, sağ ve tam doğum halinde kazanılmakla, çocuk henüz anne karnında (ceninken) ölmüş ise veya ölü doğmuşsa destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunulamaz.

Kardeşlerin destekliği

Yukarıda açıklandığı üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 364. Maddesinde yer alan düzenlemeye göre refah içinde bulunmaları koşuluyla yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan kardeşlerin birbirlerine karşı nafaka yükümlülüğü bulunmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatının şartları esasen nafaka yükümlülüğü şartlarından olup, ölen kardeş, sağlığında kardeşine düzenli ve sürekli şekilde destek oluyorsa destekten yoksun kalan kardeş destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir. Belirtmek gerekir ki, düzenli ve sürekli nitelik taşımayan yardımlar, harçlıklar destekten yoksun kalma şartları yönünden yeterli değildir. Ölen kardeşin belirtilen şekilde düzenli ve sürekli kardeşine bir desteği söz konusu ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 364. Maddesinde yer alan şartlar aranmaksızın tazminat şartları oluşmuş olabilir. Sürekli ve düzenli bir desteklik ölüm tarihinde bulunmuyor ise ayrıca kanunda yer alan şartlar meydana gelmiş ise bu halde de kardeş tazminat talep edebilir.

Destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması

Destekten yoksun kalma tazminatı ile amaçlanan, Destek görenlerin desteğin ölümünden önceki yaşam şartları ve sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Destek görenin zararının hesaplanmasına yönelik bir kısım unsurların değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre destekten yoksun kalma tazminatına yönelik hesaplamada esas alınacak unsurlar şu şekildedir;

Desteğin (ölenin) geliri

Desteğin geliri zararın hesabında en önemli unsurlardan biridir. Ancak bilinmelidir ki, desteğin gelirinin tespiti amacıyla yalnızca ölüm tarihindeki varlıklarının tespiti yeterli değildir. Bunun yanında ayrıca ileride meydana gelmesi kuvvetle muhtemel durumlar da dikkate alınmalıdır. Örneğin, Tıp fakültesinde okumakta iken aynı zamanda gelir elde etmek amacıyla farklı işlerde çalışan bir öğrencinin tazminatı gerektirir şekilde ölmesi halinde desteğin bir müddet sonra Tıp fakültesini bitirerek doktor olacağı ve gelir düzeyinin de bu durum gözetilerek tespiti gerekmektedir.

Desteklik durumu nakdi (maddi) olabileceği gibi ayni nitelikte de olabilir. Eğer destek maddi nitelik taşımakta ise zarar buna göre hesaplanmakta iken, ayni nitelik taşıyorsa bu halde ayni yardıma göre tazminat hesaplanacaktır. Desteğin gelirinin tespitinde emek karşılığı elde ettiği düzenli ve sürekli gelirleri göz önünde bulundurulur. Bir istisna hali olarak ise desteğin gelirinin kanuna, ahlaka aykırı, kamu düzenine aykırı yollardan sağlanması halinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 27. Maddesine göre hükümsüzlük arz ettiğinden, zararın hesabında bu gelirler dikkate alınamaz.

Destekten yoksun kalanların destek payları

Desteğin gelirinin tümünün, destek görenlere verilmesi düşüncesi yerinde değildir. Desteğin gelirinin bir bölümünü kendisine ayırdığı kabul edilmektedir. Destek Paylarının hesabında destek görenin, ölen ile yakınlık derecesi, cinsiyeti, yaşı gibi kriterler dikkate alınır. Yine destek görenlere yönelik belirlenecek paylarda miras payı gibi hususlar da dikkate alınmamaktadır. Desteğin ölüm tarihinde evli veya bekar olması, çocuk sayısı, anne ve babanın bulunması, kardeş sayısı gibi unsurların tümü destek gören eş, çocuklar ve anne – baba ile kardeşlerin paylarının belirlenmesinde önem arz etmektedir.

Destek süresi

Destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında bakım ihtiyacının ne kadar süreyle devam edeceği de önem arz etmektedir. Bu süre, ölüm meydana gelmemiş olsaydı desteğin ne kadar süre ile destek görenlere yardım edeceği anlamına gelmektedir. Bu sürenin hesaplanmasında çeşitli istatistiksel araştırmalar sonucunda ortaya konan Mortalite (Bakiye yaşam) tabloları kullanılmaktadır. Bunlardan bir kısmı 1931 tarihli PMF (Population Masculine et Feminine) 2010 TRH (Türkiye Kadın-Erkek Hayat) ve 1980 tarihli CSO (Commissioners Standard Ordinary) tablolarıdır. Yargıtay uygulaması ile uzun yıllar 1931 tarihli PMF tabloları tazminat hesabında dikkate alınmakta iken, Sigorta Genel Şartlarında ve Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan değişiklikler sigorta şirketlerine yönelen tazminat istemlerinde 2010 TRH Yaşam tabloları kullanılmaya başlanılmış olup, son dönem Yargıtay kararlarında da tazminat hesabının güncel tarihli ve Türkiye verilerine göre hazırlanan 2010 TRH tabloları kullanılarak hesaplanması gerektiği yönünde kararlar verilmektedir.

Eşler yönünden yeniden evlenme ihtimali

Tazminat hesaplamasında ayrıca özellik arz eden unsurlardan biri, destekten yoksun kalanın eş olması halinde, eşin yaşı, cinsiyeti, çocuk sayısına göre belirlenen yeniden evlenme ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu ihtimalin belirlenmesinde de bir kısım istatistiksel verilere dayanan tablolar kullanılmak sureti ile hesaplama yapılmaktadır. Yargıtay tarafından benimsenen tablo ise sağ kalan eşin yeniden evlenme ihtimaline ilişkin Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM) tablosudur.

Ölenin kusuru ve diğer unsurlar

Tazminat hesabında ayrıca, ölümün meydana gelmesi halinde desteğin de kusurlu bulunması mümkündür. Bu kusur, desteğin tam kusuru hali olabileceği gibi kusur oranları taraflar arasında dağıtılmış halde de bulunabilir. Ölenin tam kusurlu olduğu hallerde destekten yoksun kalma tazminatından söz edilemeyeceği tartışmasızdır. Zira, tazminat ödenmesi ilk olarak kusurun ölenden kaynaklanmamasını gerektirir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 51. maddesinin 1. fıkrasında hakimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu haller indirim nedenleri olarak sayılabilir. Bu indirim nedenleri; umulmayan (öngörülemeyen haller) haller ve mücbir sebep, rıza, zararın çok büyük olması veya ölenin çok yüksek bir gelire sahip olması, illiyet bağında şüphelerin bulunması (zayıf illiyet bağı), zarar verenin ölüm anında esasen ölene yardım ediyor olması (hatır taşıması ve benzeri) haller indirim nedenleri olarak sayılabilir.

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA SİGORTA ŞİRKETLERİ TARAFINDAN ÖDENEN TUTARLARIN HUKUKİ DURUMU

Sigorta şirketleri tarafından ödenen sigorta tazminatlarının, ölenin sigortalı olduğu hayat sigortaları ile üçüncü kişilerin sigortalı olduğu ZMMS veya başkaca sorumluluk sigortaları yönünden ayırmak gerekmektedir.

Ölenin sigortalı bulunduğu ve lehtarlara ödenecek hayat sigortası tazminatı, esasen ölümün meydana gelmesinde illiyet bağından bağımsız şekilde gündeme gelmektedir. Bu anlamda ölüme sebebiyet veren kişinin bu hayat sigortasından istifade etmesi yerinde olmayacaktır. Ancak bu husus doktrinde tartışmalıdır. Şöyle ki, bir kısım görüşlere göre lehtarlara ödenecek sigorta tazminatı, destek görenler açısından bakım ihtiyacını azaltıyor ise o oranda tazminat miktarı da azaltılmalıdır. Diğer bir görüşe göre ise hayat sigortalarında ödenen tazminat sigorta şirketi ile sigortalı arasında imzalanan sözleşmeye dayandığından konunun haksız fiille bir ilgisi bulunmadığından, sigorta şirketi ile sigortalı arasındaki sözleşme kişinin kendisi veya yakınları yararına yapılmakla, ölüme sebebiyet verenin bu sigorta tazminatından faydalanamaması gerekmektedir.

ZMMS veya Üçüncü kişi sorumluluk sigortalarında ise ödenen tazminat güncellenerek tazminattan mahsup edilmektedir. Bu güncelleme, sigorta şirketinin ödediği tutarın ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizinin hesaplanması sureti ile bulunmaktadır.

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TARAFINDAN YAPILAN ÖDEMELERİN HUKUKİ DURUMU

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi desteğin ölümüyle, Sosyal Sigortalar Kurumunun ödeyeceği yardımlar ve bağladığı maaşlar destekten yoksun kalma tazminatından mahsup edilmektedir. Bağ-kur tarafından ödenen tutarlarda da mahsup işlemi yapılmakta iken, Emekli Sandığı tarafından dul, yetim ve şehit maaşı bağlanması yönündeki işlemlerden kaynaklı tazminattan indirim yapılmamaktadır. Burada Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerde rücu edilebilir kısım yönünden indirim yapıldığı hususu da göz ardı edilmemelidir.

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATININ SONA ERMESİ HALİ

6098 Türk Borçlar Kanunu 132. ve 162. maddeleri arasında borcu sona erdiren haller düzenlenmiştir. Buna göre borcu sona erdiren haller; ibra, yenileme, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi, ifanın imkansızlığı, takas ve zamanaşımı olarak düzenlemiştir.

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI

Zamanaşımı, kanun ile belirlenmiş bir sürenin geçmesiyle, hakkın kazanılmasına veya bir borçtan kurtulmaya imkan veren hukuki kurumdur. Zamanaşımı ile borcun kendisi ortadan kalkmamaktadır. Zamanaşımı yalnızca, alacaklı tarafça alacak hakkını dava etme hakkını ortadan kaldırmaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki zamanaşımının ileri sürülmesi borçluya tanınmış bir def’i niteliğinde haktır. Bir diğer anlatım ile hakim kendiliğinden (re’sen) zamanaşımı süresini dikkate alamaz. Borçlu tarafça bir zamanaşımı def’i ileri sürülmemiş ise hakim buna göre karar vermekle yükümlüdür.

Destekten yoksun kalma tazminatında zamanaşımı süreleri, ölümün meydana gelmesine neden olan olaylara uygulanacak kanun hükümlerine göre belirlenmektedir. Ölüm olayında birden fazla sorumlu bulunmakta ise, sorumlulukların türüne göre farklı zamanaşımı süreleri söz konusu olabilir.

Haksız fiillerden kaynaklı tazminatlarda kural olarak zamanaşımı; zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren başlayarak iki yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren başlayarak on yılın geçmesiyle dolmaktadır. Zamanaşımının kesilmesine yönelik kanun hükümleri saklıdır. Yine haksız fiilin ayrıca bir cezayı gerektirmesi halinde ceza zamanaşımı sürelerinin bu sürelerden uzun olması halinde zamanaşımı buna göre belirlenir.

İş akdine dayalı olarak çalışmakta olan bir işçinin, iş kazası nedeniyle ölümü halinde zamanaşımı on yıldır.

Karayoluyla yolcu taşımacılığı sözleşmeleri uyarınca destekten yoksun kalma tazminatı davalarında ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 855. Maddesine göre zamanaşımı süresi olayın meydana geldiği tarihten itibaren on yıldır.

Denizyolu yolcu taşımacılığı sözleşmeleri uyarınca destekten yoksun kalma tazminatı davalarında zamanaşımı süresi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1270. Maddesine göre olayın meydana geldiği tarihten itibaren on yıldır.

Havayolu yolcu taşımasında ise 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun 120. Maddesinde düzenlendiği üzere, yolcunun ölümü veya bedensel zarara uğraması durumunda kaza hava aracında veya biniş sırasında meydana gelirse taşıyıcının sorumluluğu bulunmaktadır. Uluslararası havayolu taşımasında kaza nedeniyle ölen yolcuların yakınlarının açacağı davada zamanaşımı ayrıca Varşova Sözleşmesi’nin 29. maddesinde iki yıl olarak belirlenmiştir. Yurtiçi hava taşımalarında ise zamanaşımı süresi 2920 sayılı Türk Sicil Havacılık Kanunu 131. Maddesine göre, sorumluluğa ilişkin dava, hava aracının varma yerine geldiği veya gelmesi gerektiği tarihten ve taşımanın durduğu tarihten itibaren iki yıl içinde açılması gerektiği aksi halde tazminat talep hakkının düşeceği düzenlenmiştir.

Demir yolları (Devlet Demir Yolları) yolcu taşıma sözleşmelerinden kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında zamanaşımı süresi olayın meydana geldiği tarihten itibaren on yıldır.

Trafik kazalarında zamanaşımı süresi ise biraz farklılık arz etmektedir. Trafik kazalarından kaynaklanan manevi tazminat davalarında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 72. maddesi uygulanmakta iken, maddi tazminat davalarında ise 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi uygulama alanı bulmaktadır. Zamanaşımı süresinin başlangıcı, zarar veren failden başka tazminat yükümlüsü olan işleten ve teşebbüs sahibi hakkında açılabilecek dava bakımından bu kişilerin öğrenilme tarihi zamanaşımının başlangıcı olarak sayılmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu 109. Maddesinin 1. Fıkrasına göre trafik kazası nedeniyle maddi zarara uğrayan kişinin zararının tazmini için tazminat yükümlüsüne karşı, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde ve her halde on yıllık süre içerisinde tazminat davası açması gerekmektedir. Ancak olayda ayrıca ceza zamanaşımı söz konusu ise bu süreler de zamanaşımı süresi yönünden dikkate alınır.

Zorunlu Koltuk Sigortaları bakımından Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartları C-7 maddesinde düzenlendiği üzere, sigorta sözleşmesinden doğan her türlü tazminat davası hak sahibinin zararı ve tazminat yükümlülerini öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zarara neden olan olay tarihinden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacaktır. Bu süreler yönünden de ceza zamanaşımı süreleri uygulanmaktadır.

Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortaları bakımından ise 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu 24. maddesine ve Zorunlu Karayolu Taşıma Sigortası Genel Şartları’nın C-7. Maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatı davaları, hak sahibinin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zarara neden olan olay tarihinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğramaktadır.

Meslek hastalığından kaynaklı destekten yoksun kalma tazminatında zamanaşımı ise meslek hastalığının kesinleştiği rapor tarihinden itibaren başlar. Buna göre meslek hastalıkları sebebiyle destekten yoksun kalma tazminatı davalarında zamanaşımı meslek hastalığının kesinleştiği rapor tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Tıbbî müdahale hatalarından doğan (Malpraktis) destekten yoksun kalma davalarında zamanaşımı süreleri, davanın dayandığı hukuki sebebe göre değişmektedir. Esasen her tıbbi müdahale hatası, haksız fiil niteliğinde bulunmakla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 72. maddesine göre yukarıda açıklandığı üzere iki ve on yıllık zamanaşımı sürelerine tabidir. Eğer dava, vekalet sözleşmesine dayandırılıyor ise, bu kez zamanaşımı süresi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 147. maddesine göre beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATININ HACZEDİLEMEZLİĞİ

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 82. maddesinin 11. bendinde, vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak mutazarrırın kendisine veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi lazım gelen paraların haczedilemeyeceği düzenlenmiştir. Yine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 211. maddesine göre de, iflas halinde müflisin masasına dahil olmaz, deftere kayıt yapılarak müflisin elinde bırakılır. Bu nedenle, destekten yoksun kalma tazminatının haczi mümkün değildir. Bu düzenlemeye göre; ölüm ve bedensel zarar gerçekleştiğinde desteğe veya destekten yoksun kalan ailesine ödenecek tazminatın haczedilememektedir. Bu anlamda da uygulamada pek bilinmeyen yönü ile desteğin veya destek görenlerin ölüm anında borçlu bulunmasının destekten yoksun kalma tazminatının ölenin yakınları tarafından talep edilmesine veya tazminat isteminin sonuçsuz kalmasına yönelik haciz girişimlerinin de hukuken korunamayacağı tartışmasızdır.

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDA FAİZ

Destekten yoksun kalma tazminatı dayandığı temel itibariyle haksız bir fiil veya hukuka aykırılıktan kaynaklanmakla zararın tazmini isteminin yanında faiz de talep edilebilecektir. Destekten yoksun kalma tazminatı davalarında desteğin ölümünün gerçekleştiği tarihten itibaren faize hükmedilmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı davalarında faiz türü kanuni (yasal) faiz ve ticari faiz olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kural olarak haksız fiillerde kanuni (yasal) faiz uygulanmakla birlikte, haksız fiilin mutlak ticari dava niteliğinde olması veya tazminat sorumlusunun tacir olması hallerinde (Sigorta şirketleri yönünden de uygulanmaktadır.) faiz miktarı ticari faiz olarak belirlenebilmektedir.

Kaynak ve dipnotlar

  1. KILIÇOĞLU Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Turhan Kitabevi. Ankara, 2014, s. 421; TANDOĞAN Haluk, Türk Mesuliyet Hukuku. Vedat Yayınevi, İstanbul – 2010, s. 298-300.
  2. KOCABAŞ Gediz, “Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Unsurları”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 20, 3. Sayı , 2014, sy.296
  3. NARTER Sami, Destekten Yoksun Kalma Tazminatı ve Davaları, s. 3
  4. KILIÇOĞLU Mustafa, Tazminat Hukuku, s. 207
  5. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 26/12/1975 tarih ve 1975/4177 E., 1975/5185 K. sayılı kararı
  6. KILIÇOĞLU Mustafa, Tazminat Hukuku, s. 207; NARTER Sami, Destekten Yoksun Kalma Tazminatı ve Davaları, s. 4
  7. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 27/01/2015 tarih ve 2013/13221 E., 2015/1051 K. kararı
  8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10/04/2008 tarih ve 2008/3728 E., 2008/4753 K. sayılı kararı
  9. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/03/1978 tarih ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı kararı
  10. KILIÇOĞLU Ahmet, Borçlar Hukuku, s. 841. Vd.